Halide Edib Adıvar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Halide Edib Adıvar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2014 Perşembe

Sinekli Bakkal Özeti Halide Edib Adıvar

KİTABIN ADI :SİNEKLİ BAKKAL
KİTABIN YAZARI :HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN YAYIN EVİ VE ADRESİ: ATLAS KİTAP EVİ 
BASIM YILI :1984
1.KİTABIN KONUSU:
Sinekli Bakkalın konusu kısaca,İstanbul’un Sinekli Bakkal mahallesinin Sinekli Bakkal sokağında doğup büyüyüp evlenen Rabia adlı bir hafız kızının ve çevresindekilerin hayatıdır.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, ve İnadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir . Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: “Selim Paşa Konağı”. Bu konak başlı başına bir alemdir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren – çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başlıcaları arasındadır. Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağına kapılanır. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında ki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir.
Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır. Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür . Bu kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlilerinin boynuna atılırlar. Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda , tasarısını Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. Yani Rabia da güzelliği bulan Tanrı sevgisi… İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir. Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönüşü dolası ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu zaptiye dairesinde kendine işkence eden göz patlatan Muzafferdir. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Halide Edip‘in gözünde ideal Türk kadının doğu kültürünün aynı zamanda Batı ile tanışmış ılımlı kişiliğini; akla dayanan Batı felsefesinin birer temsilcisiolduğunu topluma göstermek istemiştir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Rabia: Romanın asıl kahramanı: İlhâmi İmamın kızı Emine ve Kız Tevfik diye bilinen orta oyuncusunun kızı “Rabia”dır. Rabia, Yazarın romanda kendisi yerinde gösterdiği ve “İdeal Türk kadını nasıl olmalı?” sorusunun cevabı olan kişidir. Rabia’nın kişiliğinin oluşmasında babasından çok dedesinin etkili olmuştur. Kendisi İmam olduğu için torunu hafız yaparak İslami bilgilerle donanmasını sağlamıştır. Paşanın konağına gitmesi ile Rabia’nın kişiliğinin değişiminde en büyük etkiyi görülüyor. Dedesinin yanında her zaman cehennemden bahsedilerek büyüyen Rabia konağın ortamını görünce geleneklerine bağlı, ancak batı eğilimli bir karakter ortaya çıkıyor. iki ayrı ruh ikliminde yetişmiş olduğu Peregrini yani Osman’la evlenmesi ile de bunu gösteriyor. (BKZ. sayfa 87)
Kız Tevfik: Daima şen şakrak, orta oyununda usta, yakışıklı ve çok düzensiz bir kimlikte anlatılıyor.
Vehbi Dede: Konakta Rabia’ya ders veren bir Mevlevî derviş olarak bize aktarılan Vehbi Dede, her zaman teselli edici teskin edici mizacı ile Rabia’nın dedesinden çok farklı olarak Ruh okşayıcı bir alim olarak anlatılıyor.
Peregrini (Osman): Annesinin tavsiyesiyle eskiden papaz olan Peregrini daha sonra her hangi bir dine bağımlı olmaksızın yaşamış bir müzik hocası. Türkçe’yi çok iyi konuşan bu adam dinsiz olmasına rağmen Vehbi Dede gibi dinine bağlı insanlara saygı duymuştur. Rabia ile evlenmek için dinini değiştirerek Osman ismini almıştır.
Selim Paşa: Eski Dahiliye Nazır, padişaha son derece bağlı bir mizaç ortaya sürmüştür. Öyle ki kendi oğlunu bile gözünü kırpmadan ve elinde kesin delil olmadan sürebilmiştir. Ama diğer taraftan Rabia’ya karşı hep şefkatli olmuş ve iyi davranmıştır.
Emine: Rabia’nın annesidir. Önceleri Rabia’yı çok sevmiş ancak sürgünden dönen babasını kendisine tercih edince, elinden gelse Rabia’nın boğazına sarılmak istemiştir. Elini öpmek için gelen kızını kovmuştur.
İlhamî İmam: Rabia’nın büyük Babası, mahalleliye devamlı cehennemden bahseden bir imam.
Diğer tipler:
Bilal; Rabia ile evlenmek isteyen bir genç,
Rıfat Amca; mahallenin cücesi,
Pembe; Rabia’nın hizmetini yürüten beraber yaşadığı çingene, Hilmi; Selim Paşanın Jön Türk oğlu,
Sabiha Hanım; Selim Paşanın Hanımı,
Kanarya Hanım; Köşkte ki bir Çerkez kızı.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bence Sinekli Bakkal bugün dahi türk kadınına örnek teşkil edebilecek bir şaheserdir. Bu kitap sadece Türk kadını için değil erkeği içinde bir rehberdir, bunun için herkesin bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ediyorum.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Halide Edip Adıvar‘ın Hayatı ve Edebi Kişiliği: Halide Edip (1884-1964) İstanbul’da doğmuştur. 1901′de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni bitiren yazar, Rıza Tevfik ve Salih Zeki’den özel dersler almıştır. İlk evliliğini Salih Zeki ile yapan Halide Edip, yazılarında bir süre Halide Salih imzasını kullanmıştır. Bir ara kız okullarında öğretmenlik yapmış, 1918′de İstanbul Üniversitesi’nde Batı Edebiyatı profesörü olmuştur. İstanbul’un işgali sırasında yaptığı konuşmalar yüzünden kovuşturmaya uğrayınca Anadolu’ya kaçarak Milli Mücadele’ye katılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Adnan Adıvar’la hükümet arasında başlayan anlaşmazlık sonucu 1926′da Türkiye’den ayrılmıştır.Yurtdışında Türkiye ile ilgilikonferanslar veren yazar 1940′ta yeniden İstanbul Üniversitesi İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne atanmış, bir dönem milletvekilliği de yaptıktan sonra üniversiteye dönmüştür.İlk dört romanından üçü duygusal yanı ağır basan güçlü sevgi romanları olan yazarın ilk dikkati çeken eseri Türkçülük hareketlerinin ve Ziya Gökalp’in etkisinde kalarak yazdığı “Yeni Turan”dır. Halide Edip, toplumumuzun batılılaşmaya olan gereksinimine inandığı için Ziya Gökalp‘in düşüncelerini beğenir. Küçüklüğünden başlayarak Doğu ve Batı’yı bir arada yaşayan Halide Edip, Meşrutiyet döneminde yazdığı romanlarında bu karşılaştırmayı yapmıştır. Daha sonra romancılığına yeni bir yön veren yazar, Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’yu ve Anadolu’nun çeşitli sorunlarını yansıtmıştır. Eğitim ve sağlık bunların başında gelir.

Mor Salkımlı Ev Özeti Halide Edib Adıvar

YAZARI: HALİDE EDİP ADIVAR
TÜRÜ: ANI
İÇERİĞİ: -BİRİNCİ BÖLÜM
· Bu, bir küçük kızın hikâyesidir
· Hikâye artık benim oluyor
· Üsküdar’da oturduğumuz eve dair
· Yine Mor Salkımlı Ev
· İkinci defa kolej hayatı
· Evlilik hayatı
· Meşrutiyet ilanı
· Memleket haricine ilk gidiş
· 1909 ile 1912 yılları arasında geçen hadiseler
· Balkan harbine doğru
· 1913–1914 yılları arası
· 1914–1916 yılları arası

-İKİNCİ BÖLÜM
· Suriye ve Arap Diyarı

Kitap ilk olarak 1955 yılında Yeni İstanbul Gazetesi’nde hatırat olarak yayımlandı. Daha sonra 1963 yılında kitap olarak yayımlandı. Bu günümüz baskısı 1963 baskısı, gazete hatıratı ve yazarın kendisinin yazmış olduğu İngilizcesinden de yararlanılarak basılmıştır.
Halide Edip’in İngilizce hatıratında bulunan fakat Mor Salkımlı Ev baskılarında yer almayan epilog bölümü de tercüme olarak eserin sonuna ilave edilmiştir.
                                

MOR SALKIMLI EV (ÖZETİ)

  Yazar kitaba küçükken yaşadığı olayları an an hatırladığını anlatarak başlıyor. İlk önceleri anılarında Mor Salkımlı Ev ve annesi vardır. Annesi ile ilgili anıları çok sürmüyor çünkü yazar küçük yaşta annesini kaybediyor. Annesinin ölümüyle ilgili hatırladığı belki de en önemli anı, annesinin cenazesinde gördüğü safran rengi örtüdür. Bundan dolayı yazarın korkularında ve nefretlerinde hep safran rengi vardır. Babası sarayda görevli Edip Bey’dir. Evlerinde ilk önceleri görevli olarak Rasim Dadı ve Ali lala vardır. Yazar Rasim dadıyı sevmez. Rasim dadı ise Ali lalayı sevmektedir. Yazar Rasim’i sevmediğinden dolayı kızın, durumu aileye bildirmesinden korkarlar. Bir gün bundan dolayı yazarı döverken anneannesi bunları görür ve görevlilerin ikisini de evden attırır. Yazarın, annesinin ölümünden sonra en sevdiği iş, babasının atıyla saraya gidişini izlemektir. Bir gün aniden, nöbete kalan babasını görmek ister. Ağlar, sızlar ve sonunda seyis ile saraya gönderilir. Durumu zar zor nöbetçilere anlatan seyis sonunda kızı babasına ulaştırır.
Daha sonra başka bir evde ailesinden tanımadığı fertlerle tanışır. Bunlardan en çok dayısının oğlu Refat ve on yaşındaki ablası Mahmure’yi hatırlar ve bazı anılarını anlatır.
Babası başka kadınla evlenince başka bir eve taşınırlar. Yazar yine Mor Salkımlı Evi arar. Yeni annesiyle çabuk anlaşır. Daha sonra hastalanması üzerine doktorların tavsiyesiyle Mor Salkımlı Eve döner.
Yazar çocukluktan yavaş yavaş çıkmaya ve büyümeye başlamıştır. Artık hatıralarını bir film gibi hatırlamaktadır. Yazar bir keresinde hasta olur. Bundan dolayı anneannesi yazarı bir hocaya gösterir ve babası da eve doktor getirtir.
Ayrıca yazar mektebe ilk gidişini ve babasından işittiği ilk azarı da bu kısım da anlatmaktadır. En iyi arkadaşı Şayeste adında bir kızdır. Onunla birlikte geçirdiği Ramazan ve Kurban bayramlarını unutamaz. Yazar kurbanlara acımaktadır. Bunun dini vazife olduğunu bilmesine rağmen, okuduğu “Serencam” adlı kitabın etkisiyle kendini teselli eder. Dayısının ölümüyle sarsılan yazar, ardından bu olaya dayanamayarak ölen dedesine çok üzülür. Artık Mor Salkımlı Ev’den taşınma vaktidir. Bu evde hatırladığı son şey ise anneannesine Mahmure’nin etkisiyle yalan söylemesidir.
Artık yazar Üsküdar’da oturmaktadır. Burada Eğinli Ahmet ile tanışır. Kendisi okumuş, güngörmüş, kurnaz ve çok zekidir. Türk Halk Edebiyatı’nı çok sever ve yazara sürekli parçalar okur. Yazar zaten o kadar çok yabancı dil özentisi olunan bir dönem de herhangi birinden daha fazla Türk Edebiyatı’nın ruhunu kavrayabilmişse bunu Eğinli Ahmet’ e borçludur. Bu arada ikinci kardeşi dünyaya gelmiştir. Babası daha sonra abla ve teyze dediği iki kişiyle daha evlenir. Bu iki gelin anlaşamazlar. Daha sonra babası ablayı çocuklarıyla birlikte Mor Salkımlı Ev’e gönderir. Ayrıca burada Eğinli Ahmet’le gittikleri tiyatroları, Mahmure’ye gelen ilk görücüleri ve en sevdiği kahraman Hz. Ali ‘den bahsetmektedir. Yaşının küçük olmasına rağmen koleje gönderilir. Fakat öğretmenlerinin tavsiyesiyle okuldan alınır.
Yazar tekrar Mor Salkımlı Ev’e ailecek taşınmıştır. Babasının evi dekore ederek kendisiyle ilgilendiğini hissettirmesi, yazarı duygulandırır. Ama Mor Salkımlı Ev’den eskisi gibi zevk alamamaktadır.
Mahmure abla evlenmiştir. Üç çocuğuyla yeni bir evde oturmaktadır. Ev ikiye bölünmüştür. Teyze ile haminne bir tarafta, abla ve ailesi diğer taraftadır. Bu arada yazara Habeşli bir halayık gelmiştir. İlk başlarda bu halayıkla anlaşamasa da belli bir süre sonra anlaşmaya başlarlar.
Aldığı Arapça dersleri sayesinde okuduğu sureleri anlamak artık ayrı bir haz verir. Daha sonra gelen İngiliz hoca kendini yazara başka sevdirir.
Daha çok eğitim hayatına değinen yazar ikinci defa koleje başlamasıyla Mor Salkımlı Ev’deki maceraları tekrar son bulur.
Yazar artık 15 yaşındadır. Küçüklüğünden beri olgun insanlarla ve yaşlılarla olan muhabbetinden ve alakasından dolayı onlar gibi düşünmeye başlamıştır. Yazar, öbür gençler gibi bir gençlik yaşamamıştır.
2. defa kolej hayatı ona yaramıştır. Öbür dinlere olan merakını gidermek adına iyi olmuştur. Çeşitli hocalarından bahseden yazar tüm derslerinde başarılıdır. Bir tek matematik dersi iyi değildir. Daha sonra kendisine ders veren Salih Hoca’dan evleneme teklifi alır. Babasından çıkan pürüzlere rağmen kabul eder. Okulda yazarın evlenmesi zor gibi gözükse de, okul bittiğinde evlenecektir.
Yazar, Salih Zeki Bey’in teklifini kabul etmesiyle evlenirler. Salih Zeki Bey, yazar ve Salih Zeki’nin önceki eşinden olan oğluyla yaşamaya başlarlar. Üvey oğluyla yazar mesuttur. Anne olmak istemektedir. Fakat 20’sinden önce anne olması uygun değildir. 20’sinden sonra 2 çocuğu olur. Aynı zaman da Mahmure ablanın da 5. çocuğu yoldadır. Fakat kocasını bulaştığı siyasi olaylardan dolayı evi ablukaya alınır.
Normal hayata devam ederken Sultan Abdülhamit’in kararıyla 1. Meşrutiyet ilan edilir. Meşrutiyetin ilanı yıldırım etkisi yaratır. Yazar ve çevresinden kimileri bu işe sevinir. Kimileri de o kadar sevinmez. İşte yazar ilk olarak bu yıllarda “Tanin” adlı bir gazeteye yazmaya başlar. Fakat batılı görüşü fazla olan yazara ilk defa tehdit gelir.” Bir daha gazeteye yazmayacaksın” diye gelen tehdit her ne kadar yazarın gözünü korkutsa da o bu işten vazgeçmemiştir. Meşrutiyetin ilanında dolayı isyanlar başlamıştır. Meşrutiyet yanlısı yazara karşı oluşan tehditlerden dolayı yazar ilk önce evinden hiç çıkmamaya başlar. Daha sonra tanıdıkları bir dergâha sığınan yazar daha sonra Amerikan Koleji’ne sığınır. Böyle saklanmayla olmayacağı anlaşılınca mecburen memleket dışına gitmek zorunda kalır. Yazar ilk defa memleket dışına gider, burası Mısır’dır.
Mısır’a çocuklarıyla giden yazar, bir dost vasıtasıyla otele yerleşir. O sırada etkili olan kızamık salgınına çocuğu da kapılır. Hastalık üzerine yazar kocasını Mısır’a çağırır. Kocası yanlarına gelince çok uzun düşüncelerden sonra ve kendisinin de dostlarının bulunduğu İngiltere’ye gider. Orada daha önce tanıştığı Miss Fry’ın ve birkaç arkadaşının daha yanın da kalır.
İsyanlar bastırıldıktan sonra yazar tekrar İstanbul’a geri gelir. O sıralarda pedagoji üzerine yazı yazıyordur. Çocuğu tifo olan yazar, çocuğuna bakarken yazdığı “Seviye Talip” adlı romanını bastırır. Daha sonra çeşitli eleştiriler alır. Eğitiminden dolayı ve tekliflerle de birlikte çeşitli eğitim kurumlarında görev alır.
Bu dönem Bosna-Hersek’in işgalini de içerir. Bundan dolayı Türkler Avusturya mallarını boykot eder. Böylelikle fes giyimi tümüyle sona ermiştir. Yerli başlık giyimi başlamıştır. Trablusgarp’ın işgaliyle de İtalyan malları ve makarna boykot edilir.
Yazara dokunan acı bir olay ise kocasının tekrar evlenme isteği üzerine boşanmaları olmuştur. 9 yıllık evlilik hayatı sona ermiştir.
Artık Balkan Harbi başlamıştır. Kendisinin daha önceden kurmuş olduğu, yaralıları tedavi eden ve kadınlara ders veren cemiyetteki insanların durumuna da değinir. Türk Ordusu Makedonya’da yenilmiştir. Bulgarlar Edirne’yi de almak ister. Savaşın bitmesi için Edirne ‘yi vermek niyetinde olan hükümet düşürülür. Daha sonra Balkanlar’da çıkan karışıklıktan yararlanan Türk Ordusu Edirne’yi geri alır.
İttihatçılar yapıcılığını kaybetmesiyle ülke çöküşe doğru gitmektedir. Yenileşme çabaları sadece bazı alanlarda başarılıdır. Birçok alanda ise başarısızlık yaşanmıştır.
Yazar eğitim sisteminde belli bir kademeye gelmiştir. Ama Şükrü Bey’le girdikleri bir çatışma sonucu işinden istifa eder. Daha sonra ısrarlar üzerine istifasını geri alan yazar, birkaç ay sonra söylemediği bir sebepten dolayı istifasını geri verir. Bu arada yazarı derinden sarsan bir olay olur. Canından çok sevdiği haminnesini kaybeder. Yatağa düşen haminne on gün kadar yattıktan sonra vefat eder.
Yakın çevresiyle birlikte belli kursları birleştirerek vakıf okulu kurarlar. Bu okulda eğitimci olarak göreve devam eder.
Yakın zamanda Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir. Yazar millet aleyhtarı olmadığı müddetçe savaşa karşı çıktığına değiniyor. Devamında Yusuf Akruman’ın Ömer Seyfettin gibi milliyetçileri toplayıp yaptığı toplantıyı anlatıyor.
Yazar bir müddet sonra Cemal Paşa’nın isteği üzerine birkaç öğretmen arkadaşıyla Arap Diyarı’na geçer. Buradaki eğitim ve öğretim hakkında inceleme yapması, rapor çıkarması ve Lübnan, Şam ve Suriye’de okul açması istenmektedir. Yazar bu istek üzerine çeşitli çöller aşıp, birçok Arap ve İsrail şehrine gider. Duruma bakar ve bir rapor çıkarır. Aynı zamanda buraları gezip başından geçen olayları anlatıyor. Yetimlerin olduğu ve bakımsızlıktan çocukların bitlendiği bir okula hoca olması istenir. O sadece müfettiş olmayı kabul eder. Çünkü ana ve baba olmuş aile insanlarının hoca olmasını ister. Onun raporuyla birçok yeni okul açılır. Ayrıca rahibelerin barındığı yeni bir yer de açılır.
Yazarın Arap Diyarı’nda üzerine düştüğü Ayin Tura adında bir yetimhane vardır. Yetimhane içler acısıdır. Çocuklar pislikten bitlenip, açlıktan zayıf düşmüştür. Yazar bu ve bunun gibi birkaç yetimhaneyi Cemal Paşa’nın desteği ve arkadaşlarıyla buraları tertip, düzen ve intizama sokar.
Bu çalışmalardan sonra okulun çevresinde savaş olabileceği haberi gelir. Ama yazar ve hoca arkadaşları okullar tatil olmadan hiçbir sebeple burayı terk etmeyeceklerini söylerler. Daha sonra yazarın gayretiyle okul en kısa zamanda tatil edilir. Çocuklar ise Kızılay’a bırakılır. Okul kapanırken yetimlerin hazırladığı ve oynadığı tiyatro ise yazarı çok sevindirir. Bundan dolayı çocukları aktör olarak adlandırır. Bundan sonra okul kapanır. Yazar ve arkadaşları İstanbul’a geri döner.
İttihat ve Terakki’nin başarısızlıkları zillet, başarıları ulviyet getirmiştir. O sıralarda Avrupa’nın en büyük destanlarından biri başlıyordur……
KİŞİLER
ANA KİŞİ:
Yazar(Halide): Kendisinden bahsetmeye üçüncü tekil şahısla başlıyor. Daha sonra hafızası netleşince Anlatımı kendi üstüne alıyor. Burada küçük bir kız çocuğu iken, doğu ve batı kültürlerinden beslenerek usul usul büyür. Kah Mevlevi bir anneannenin yakarışlarını dinler, kah Avrupa özentisi bir babanın hayran olduğu İngiliz terbiyesini alır. Boşanmasından sonra hayatına eğitimci olarak devam eder. Ayrıca kendisinin açtığı cemiyetle meşgul olur. Kendisi eğitimi seven biridir.

YARDIMCI KİŞİLER:

Anneanne(Haminne): Bu yazarın anneannesidir. Adı Nakiye Hanım’dır. Mevlevi bir kadındır. Kimseye fena söz söylemez, şiddet etmez. Namazını muntazam kılar. Dini gösteriş hiç yapmaz. Yazarın hayatında en sevdiği insandır. Ölümü yazarı derinden etkiler.

Edip Bey: Yazarın babasıdır. Sarayda görevlidir. Yazar babasını çok sevmektedir. Birkaç evlilik daha yapmıştır. Edip Bey Avrupa hayranı bir insandır.

Salih Zeki Bey: Yazarın ilk kocasıdır. Matematik uzmanıdır. Kolejde okuduğu sırada yazarın matematik hocasıdır. Salih Zeki çok bilgin ve çevresi geniş bir insandır. Tekrar evlenme isteği üzerine yazarla boşanmışlardır.

Cemal Paşa(İkinci kısım): Yazrın Arap Diyarı’nda okul açmasını isteyen bir insandır. Kendisi İttihat ve Terakkiye mensuptur. Cemal Paşa hastalıkla mücadele etmek, mektep açmak siyasetini ele almış ve bu çalışmaları sonucu Suriye’de düzen kurmuştur.

Nakiye Hanım(İkinci kısım): Yazarla birlikte Cemal Paşa’nın isteği üzerine Arap Diyarı’na gider. Yazarın eğitimci arkadaşıdır.


DİL VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ

Yazar kitabın başında, okul çağının başlangıcına kadar an an hatırladığı çocukluğunu üçüncü tekil kişinin ağzından aktarıyor. Daha sonraları yazarın büyümesiyle anlatım birinci tekil kişiye geçiyor. Buradan sonra anlatım daha da netleşiyor. Yazar hatıralarını kendi ağzından anlattığı için olayın kendisinde bıraktığı etkileri de düzgün bir şekilde yazıya aktarabiliyor.
Üçüncü tekil kişiden birinci tekil kişiye, birinci tekil kişinin anlatımına geçiş kitabın ilginç bir özelliğidir.
Yazar kitabında kişi ve çevre anlatımına büyük yer vermektedir. Ayrıca yaşadığı zaman ve olayları da anlatımı yazısında büyük yer tutmaktadır.
Yazarın anlatımında yaşadığı devrin dil ve anlatım özellikleri görülmektedir. Eski kelimelerin varlığı ve bazı Arapça tamlamalar kafamızda bu fikrin oluşmasında rol oynamaktadır.

YER VE ZAMAN ÖZELLİKLERİ

Yazarın anıları daha çok İstanbul’da geçmektedir. İstanbul’da ise çeşitli semtlerde ev değiştirerek yaşamaktadır. Daha sonra ise Arap-Suriye Diyarı’nda geçmektedir. Burada ise Suriye’nin ve İsrail’in çeşitli illerinde geçmektedir. Bunlar ; Lübnan, Şam, Beyrut, Birüssebi gibi yerlerdir.

Yazarın İstanbul’da iken bulunduğu çeşitli semtler şunlardır:

Beşiktaş: Mor Salkımlı Ev’in bulunduğu semt.

Üsküdar: Yazarın babasının ilk defa evlenmesinden sonra gittikleri bir ev burada bulunmaktadır.

İcadiye: Teyze ve ablanın anlaşmazlığa düştüğü zaman teyze, Mahmure abla haminne ve yazarın gittiği evin bulunduğu semt.

Sultantepesi: Yazarın evlendikten sonra kaldığı evin bulunduğu yer.

Ayrıca Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkan isyanlardan korunmak için Mısır’a gitmiştir. Daha sonra İngiltere’ye giden yazar tekrar İstanbul’a döner.

Yazar yolculukları sırasında İzmit, Konya gibi birkaç ilde daha bulunmuştur.
Hikâyenin zamanı yazarın çocukluk yıllarından başlayıp 1918’e kadar devam eder. Osmanlı Devleti son zamanlarını yaşamaktadır. O sıralarda yönetimde İttihat ve Terakki’nin etkisi vardır. Yazarın kitapta tanık olduğu önemli olaylar ;Birinci Meşrutiyet’in ilanı, Birinci Dünya Savaşı ve Balkan Savaşları gibi olaylardır.O sıralarda Osmanlı karışıktı ve İç isyanlar patlak verdi. Zaten yazar isyanlardan kaçmak için ilkönce Mısır’a sonrada İngiltere’ye gider. Daha sonra Cemal Paşa’nın isteği üzerine okul açmak için Suriye’ye gider. Suriye’de de karışıklıklar mevcuttur. Fransız sömürüsü etkisini göstermektedir. Bunu rahibe okullarından anlıyoruz. Bu yıllar 1915 -1918 yılları arasıdır.